GENOCIDE-1938-DERSİM SOYKIRIMI

Araştırma, Anlama ve Anlatma Merkezi

Don't Forget!  Unutma!

 

                                

       

   DANSK

------------------

Mete Kalman (Tarihçi)

 Dersimlilerin Özgeçmişi


Ayşe Hür (Tarihçi)

1937-1938’de Dersim’de neler oldu?

“Atatürk Dersim’i vuracağız dedi, vurduk"

1948 Soykırım Sözleşmesi’nin 60 yılı


Dadgera Internationala Curmê Jenoside Koçgiri û Dersim

Dr Ali KILIÇ


Piro Kaplan'ın son arzusu


Dersim 38'in 'kıyım' belgesi


cemalveli@hotmail.com

Linkler

ermenisoykırımı

 

 

DERSİM SOYKIRIMI

 

 Agveren Köyü/ Hozat 28.4 1938

1.Alisan Aga oğlu Weli Beg 2.Haydar Aga oglu Hasan Aga 3. Sırtıkanlı Mehmet 4.Sırtıkanlı Ahmet 5.Sırtıkanlı Ali

 

Cemal Weli

Birinci Dünya Savaşı ve sonrası

Dünya savaşı Osmanlı ve müttefiki Almanya imparatorluğunun yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Savaş döneminde iktidarı elinde bulunduran İttihatı Terakki Fırkasının öncü kadrolarından ve aynı zamanda ermeni soykırımının mimarları olan Talat, Enver, Cemal Paşa ve Dr.Bahaeddin Şakir ve yakın çevreleriyle birlikte  yurdışına kaçmışlardı. Kaçarlarken arkasında yalnızca bir yenilgi değil, aynı zamanla savaş durumundan faydalanarak gerçekleştirdikleri soykırım sonucunda 1.5 milyondan fazla ermeni ceseti bırakmışlardı.  Cemiyetin öncü kadrolarının kaçışıyla  doğan  boşluktan, yine cemiyetin orta kadrolarından Mustafa Kemal ve arkadaşları yararlanıp iktidarı ele geçirdiler. İttihatı Terakki cemiyetinin adını Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirip, kendilerinide Kemalistler olarak adlandırarak yeni bir imaj yarattılar.  Aslında yeni oluşan  bu kadro belli derecelerde ermeni soykırımında ve rum katliam ve göçertmelerinde rol almış insanlardı ve  çoğunluğu asker kökenliydi. Her nekadar ermeni soykırımından ötürü dünya çapında teşhir olmuş önderleriyle aralarına mesafe koyup, Kemalistler adını almış olsalarda  ideolojik ve politik olarak önderlerini izleyip yine onların  formule etmiş olduğu islam eksenli türkleştirme programına sıkı sıkıya bağlıydılar. Nitekim  Talat ve Enver’in başlattığı ancak yenilgiyle birliktte kesintiye uğrayan türkleştirme projesi kendisini kemalist olarak adlandıran bu kadro tarafından devam ettirildi..  Lozan’da belirlenen sınırlar (misaki milli) içinde  farklı inanışlara, etnisiteye ve dile sahip halklar yaşamaktaydı. Kemalistlerin projesi ise tek ulus (türk), tek inanış(sunni islam), tek dil (türkçe) den ibaret bir milli devlet yaratmayı hedeflemekteydi. İttihatçıların projesi ile  reel durum arasındaki bu çelişki bir şekilde çözümlenecekti. Bu farklılıkların ortadan kaldırılması için  esas olarak imha ve göçertme yöntemini benimsediler. İmha yöntemi soykırım derecesinde Talat ve Enver kliği tarafından 1915 yılında Ermenilere uygulanmış, rumlara ve süryanilere karşı ise sınırlı katliamlar ve göçertme yöntemine başvurmuşlardı. Savaş bittiğinde ve Mustafa Kemal kadrosu yönetime geldiğinde durum yaklaşık olarak yukarıda izah edildiği gibiydi. Projenin bu noktadan sonra devamı ve başarıya ulaştırılması esas olarak Kemalist kadronun omuzlarında kalmıştı.  Kısacası tek ulus yaratma projesinin önünde en büyük engel olarak görülen gayri müslüm halkların imhası yada göçertilmesi Kemalist kadro tarafından devam ettirildi.

Kemalistler, müslüman olupta türk olmayan halkların asimilasyonunun daha kolay olacağını düşünüyorlardı. Ancak yanıldıklarının farkına kısa zamanda vardılar.  Kürdler,  Lozan'da sınırların belirlenmesi ve ardından cumhuriyetin ilanından sonra oluşan siyasal sistem içinde kendilerinde bir ulus olarak temsil edilmeleri doğrultusunda taleplerini sundular.

Bırakalım kürdlerin siyasal sistem içinde temsil edilmelerini, kemalistler, onların varlığına bile tahammül edemiyorlardı. Nitekim bu talepler yeni ilan edilmiş cumhuriyete karşı bir isyan olarak telakki  edilip yüzbinlerce kürd katliamdan geçirildi. Ruhani ve siyasi liderleri ise idam edildi (1925 Diyarbakır -1927 Koçgiri -1930 Ağrı katliamları).

Yüzyılın ikinci soykırımının eşiğindeki tartışmalar

Ancak kemalistleri özel olarak kaygılandıran bir mesele daha vardı; Dersim. Kemalistler, Dersim’i tek ulus yaratma projesinin önünde ciddi bir engel olarak görmekteydiler.  Bırakalım Dersim’in türkleştirilmesi, merkezi otoriteyi bütünüyle tanımasını sağlamak bile bir sorundu. Dersim, Osmanlı döneminden itibaren merkezi otoriteyle ilişkileri zayıf  bir nevi  özerk statüsüne sahip, özgürlüğüne düşkün halkın yaşadığı bir bölgeydi.

Ayrıca Dersimde yaşayanların büyük bir çoğunluğunun kızılbaş geride kalanların ise hiristiyan inanışına sahip ermeni olmalarını da  Kemalistler kendileri için bir zorluk olarak görmekteydiler.

Esas olarak 20’li yılların sonuna doğru askeri ve sivil bürokrasi  Dersim  gibi bir engeli ortadan kaldırmanın yolları üzerine tartışmaya başladı. Birbirlerini iknaya yönelik tartışmada iki ana eğilim ortaya çıkmıştı.  Birinci eğilim: Kapsamlı bir  askeri hareketle Dersimlileri toptan imha ederek sorunu kökten çözmekten ibaretti. İkinci egilim ise yer yer sınırlı askeri hareketlerle beslenen ve uzun zaman dilimine yayılmış bir asimilasyonu önermekteydi.    Nitekim mesliste ve diğer alanlarda yapılan tartışmalar ve ikna faaliyetleri sonucunda M. Kemal'in temsil ettiği birinci egilim hakimiyet kazanmış oldu.

Bölgeye gönderilen müfettişler M. Kemal ve kiliğinin ‘’kökten çözüm’’ önerisini haklı çıkartacak raporlar hazırlamaktaydılar. Meclise yansıyan bu tartışmalar aslında bir formaliteydi. Herhalukarda imha yoluyla sorunu çözme eğilimi baskın gelecekti. Çünkü bu eğilimin temsilcisi Mustafa Kemal idi. Aldığı kararları uugulamaya koymadan önce tartıştırmak  Mustafa Kemal’in klasik taktiklerinden bir tanesiydi. Böylece ne derece demokrat ve modern bir lider olduğu imajinı yaratıyordu.

 Dersim soykırımı sürecinin aşamaları 

Birinci aşama: Benzeştirme, simgeler kullanma,  kin ve nefret üretmek,  Dersim’i hedef tahtası haline getirmek.

Kemalistler adıyla ortaya çıkan bu ittihatçı kadronun ermeni soykırımından kalma  tecrübeleri vardı. Dersimlilere yönelik düşündükleri soykırım onların ilk pratiği değildi. Ayrıca elleri oldukça serbest kalmıştı. O güne değin, bir dizi katliamlar ve göçertmeler gerçekleştirmişlerdi. Ve bunun hesabını onlardan hiç kimse sormamıştı. Bu durumun verdiği cesaretle yeniden işe koyuldular. Dersimde bir soykırım yapmak için önlerinde pek engel yoktu. Yanlızca bir tek engelden söz edilebilirdi, o da soykırımın hedefi olacak olan dersimlilerin bu duruma karşı ellerindeki bütün araçlarla karşı koyup direnecekleri ihtimaliydi. Nitekim kemalistler bu ihtimalide  hesaba katan askeri hazırlık içindeydiler. Bir taraftan askeri hazırlıkları yaparken diğer taraftan psikolojik bir savaş da başlatmayı ihmal etmediler.

Ancak tamda Ermeni soykırımında olduğu gibi,  ittihatçılar imha öncesi psikolojik bir süreç başlattılar. Bu sürec adeta imhanın açılış sahnesiydi. Bu ortamın, soykırıma hazır hale getirilmesiydi.  Dersimliler tıbbı kavramlarla tanımlanmaya başlamıştı. Dersimlilerin ’’çıbanbaşı’’ oldukları ve toplumun bu çıbanbaşından ebediyen kurtulması için cıbanı kökünden kesip atmak gerektiği biçiminde demeçler veriliyor ve yine bu demeçlere uygunluk arzeden makaleler gazetelerde yayınlanıyordu. Devletin en yetkili şahısları daha da ileri giderek Dersimlileri ’’haydut’’, ’’eşkiya’’, ’’cahil’’  ve ’’ hain’’olarak tanımlıyor ve onların savaş yıllarında ruslarla işbirliği yaparak osmanlı devletini ermenilerle birlikte sırtından vurmaya çalıştıkları doğrultusunda açıklamalar yapıyorlardı. Bu tür tanımlamaların bir kısmın daha önce yani ermeni soykırımı sürecinde de kullanılmıştı. Yeni bir keşif değildi. Böylece tüm kamuoyunda Dersimlilere karşı bir nefret ve kin yaratılmaya çalışılıyordu. Ermeni soykırımı sırasında Dersimlilerin devletin tüm ısraralarına rağmen bölgelerindeki yerleşik ermenileri askere teslim etmemiş olması, kendilerine sığınan ermenilere sahip çıkmaları, ittihatçılar ve onların devamı olan Kemalistlerde kapanmayan bir yara idi.

İkinci aşama:  Askeri hazırlık ve soykırıma uygun bürokratik ve kanunsal düzenlemeler

Ittihatçılar/kemalistler bir taraftan ortamı bir soykırıma hazır hale getirirken diğer taraftan da askeri hazırlıklara hız vermişlerdi. Sivil ve askeri bürokrasi koordineli olarak hazırlıkları sürdürüyordu. 25 Aralık 1935’de  2884 sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanun çıkarıldı ve Dersim’in adı Tunceli (‘Tunç Eli’) olarak değiştirildi. Ardından Birinci Umumi Müfettişlik bölgesi kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu. Bu genel valiliğin başına General Abdullah Alpdoğan atandı.

Daha 1930' lu yılların ilk yarısından itibaren giriş çıkışlar tamamen denetim altına alınmış dışarıdan erzak alımı önemli ölçüde sınırlandırılmış halk adeta açlığa mahkum edilmişti. Askeri yığınakların hızı ve büyüklüğü dikkat çekiciydi. Stratejik noktalara karakollar inşa ediliyor okul adı altında ise cephane depoları inşa ediliyordu. Yine dikkate değer bir nokta ise yurtdışından getirtilen mühendisler hummalı bir faaliyet içindeydiler; köprüler ve yollar inşa ediyorlardı. Bütün bunların ne anlama geldiğini Dersim’in ileri gelenleri çok iyi biliyorlardı;  yol ve köprü yapımının olağanüstü bir askeri sevkiyatın sinyali olduğunu bunun da bir katliam yada soykırıma hazırlığın parçası anlaşılıyordu. Nitekim Ermeni soykırımı henüz hafızalardan silinmemişti. Yine mevcut durumda Dersimliler için iki secenek vardı: ya soykırıma karşı direnecekler yada soykırımı passif bir şekilde karşılıyacaklardı. 1937 yılının Mart’ında Dersim’in etrafı tamamen asker tarafından kuşatılmış, giriş çıkış yolları  kontrol altına alınmıştı. Türk askerinin taaruza geçmesi için artık saatler sayılıyordu. Direnişci güçler ordunun ilerleyişini engellemek için  20-21 martta ahşap pah köprüsünü yaktılar. Böylece türk ordusu köprünün yakılmasını bir isyan olarak lanse edip, taaruza geçti.  Böylece iki aşamalı askeri hareketin birinci aşaması  başlamış oluyordu.

Üçüncü aşama: İki aşamalı askeri hareketle Dersim'in toptan imhası ''Kökten temizlik''

Askeri hareketin birinci aşaması ve hedefleri

Katillerin merhameti: öldürmeden  önce bir tas su

Askeri hareketin birinci aşaması Dersimlilerin ruhani ve dogal liderlerine ve onların aile ve yakın cevresini ve direnişin dinamik güçlerini  hedeflemekteydi. Çünkü hedefe alınan bu kesim yok edilmeden sorunu ‘’kökten çözmek’’  ‘’kökten temizlemek’’ mümkün görülmüyordu.  Soykırım yoluyla sorunu kökten çözmeye karşı direnci kırmanın en pratik yolu soykrıma karşı bir dreniş gösterecek güçleri ilk etapta imha etmek gerekiyordu. Böylece doğal liderlerini ve gençlerini yitirmiş dersim halkını ortadan kaldırmak daha kolay olacaktı onlar için. Nitekim askeri hareketin birinci aşamasında bu hedefe ulaştılar; Başta ruhani lider Seyit Rıza ve ailesi olmak üzere bir çok direniş gösteren aşiret liderleri ve yakın cevreleri ve yaşadıkları köyler sakinleriyle birlikte imha edildi. Geriye ise tarafsız aşiretler ve doğal yöneticileri imha edilmiş halk kalmıştı. Ordu iklim koşullarınıda dikkate alarak kışa doğru harekete son vermişti. Devlet önemli ölçüde bölgeyi kontrolü altına almıştı. Askeri hareket sona erdiğinde İsmet İnönü şöyle diyordu: ’’Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik. Dersim müşkilesinden kurtulduk. Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik’’ .

Ancak başından beri  amaç bölgede merkezi otoritenin tesisinden ziyade, toptan temizlik olduğundan ikinci aşama bir askeri hareketin hazırlığına başlandı.

(Hasan Saltık'ın arşivinden / NTV-TARİH/ Sayı: 11-Aralık 2009)

 

Askeri hareketin ikinci aşaması ve nihai hedef

Katiller  ve Kurbanlar

1938’in baharına doğru diğer bölgelerden takviye birlikleri Dersim’e doğru sevk edildi. Giriş çıkışlar tamamen kontrol altına alınmıştı. Bölgeye gıda maddelerinin girişi kısıtlandığından halk neredeyse açlığa mahkum edilmişti. Bırakalım bölge halkının direnmesini hayatta kalma mücadelesi vermekteydiler.  İkinci askeri harekete tatbikat süsü verildi. İkinci askeri hareketle soykırım süreci tamamlanmış olacaktı. İkinci askeri hareketin hedefi birinci askeri hareket sonucunda ruhani liderlerinden ve onları yönlendirebilecek doğal yöneticilerinden ve onları savunabilecek direnişcilerinden yoksun bırakılan halkın imahasıydı. Nitekim birinci askeri hareketten yaklaşık bir yıl sonra 1938’in ilkbaharında ikinci askeri hareket başlamış oldu. İkinci askeri hareketin ile ilişkin dönemin başbakanı Celal Bayar yıllar sonra anılarında şöyle diyordu: ’’ Atatürk; ‘ sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i ‘ dedi ve vurduk’’

Böylece ikinci askeri hareket başlamış oluyordu.

Askeri hareketin birinci aşamasında olduğu gibi ikinci aşamasında da , türk ordusu, önce havadan köyleri bombalıyor arkasında da kara saldırılarını başlatıyordu. Hava bombardımanlarından korunmak amacıyla köylerini terk ederek mağaralara sığınan aileler zehir gazlar yoluyla imha edildi. Köyünde kalanlar ise askerler tarafından etrafı samanlarla cevrilmiş köy meydanına getirilip, diri diri yakıldı. Can havliyle alevlerin içinden çıkanlar mitralyözlerle tarandı. Genç kızlara tecavüz edildikten sonra kurşunlandılar. Türk askerinin eline geçmemek için yüzlerce dersimli kız genç bedenlerini uçurumlardan bırakarak hayatlarına son verdiler.  Türk askeri bir kısım halkı ise  genç yaşlı cocuk kadın demeden  ''sürgüne gönderileceksiniz'' diye toplayıp, köprü üstlerine getirip her iki taraftan tarayarak imha ettiler. Köprüden nehre atlayarak canını  kurtarmaya çalışanlar nehrin iki yakasında mevzilenmiş askerler tarafından daha havadayken kurşunlandılar. Erkekler boyunlarından zincirlenerek askeri kışlalara götürülüp, kurşuna dizildi. Diğer bölgelerde askerlik hizmeti yapmakta olan dersimliler birliklerinden alınıp, imha edildiler.

İmha sırasında ceviz ve  armut ve ağaçlarına tırmanarak kurtulan çocukların bir kısmı ve yine tesadüf eseri kurtulan bazı köylülerle birlikte batı kentlerine sürgün edildiler. Böylece dersimlilerin katledilmediğini ipdai yerlerden alınarak daha da modern bölgelere yerleştirildikleri imajını yaratmaya çalışıyorlardı.

Ölüm Yolculuğu

Sonuç

Birinci ve İkinci askeri hareketten geriye genç, yaşlı, çocuk ve  kadın olmak üzere binlerce ceset kalmıştı. Böylece, Ermeni milletini imha ederek yüzyılın ilk soykırımını gerçekleştiren İttihatçıların devamı olan Kemalistler de   20. yüzyılın ikinci büyük soykırımını gerçekleştirmenin mutluluğu ile zafer nidaları arasında  siyasi ve askeri karargahlarına geri dönmüşlerdi.

Kasım 2008/dersimsoykirimi.org

 

 

Soykırıma karşı direniş hareketinin ruhani, siyasi ve askeri önderleri:

Seyit Rıza

---------------

Saan Aga

--------------

Alişer Aga ve eşi Zarife Hatun


Hasan Saltık Arşivi


Soykırımda Görevlendirilenlerin Açıklamaları:

"Diri diri yaktılar "


 

GROUNDBREAKING CONFERENCE ON THE MASSACRES OF DERSIM

------------------------

Atatürk beleidigt: Ermittlungen gegen Professor

------------------------

TUNCELİ TENKİL HAREKÂTINA DAİR BAKANLAR KURULU KARARI 4 Mayıs 1937 

------------------------

 

 

 

Dersim Soykırımının Askeri ve Siyasi Mimarları

Mustafa Kemal:

''mesuliyeti üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i ''.


 

İsmet İnönü

''Dersim'i her türlü askeri hareketlerle temizledik’’ .


Mahmut Celal Bayar:  

''Dersim'i vurduk''


General Albdullah Alpdoğan

Dersim halkına karşı sürdürülen askeri hareketin komutanı. Hükümet tarafından geniş yetkilerle donatılmıştı. Soykırım sona erdikten sonra Dersim'in birçok cadde ve sokaklarına onun ismi verildi.  Acımasızlığı ile tanınan General Alpdoğan, Karadeniz ve Ege bölgelerinde rumların ''kökünü kazıma'' hareketinin mimarlarından Sakallı Nurettin paşanın damatıdır.


İhsan  Sabri Çağlayangil::

''Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti''.


 

''Babasının manevi kızı''

Sabiha Gökçen (M.Kemal'in manevi kızı, Dersim'i bombalamakla görevlendirilen dünyanın ilk  kadın savaş pilotudur):

''Bombamın hedefleri benim gözümde insan değildir. Müteharrik bir takım hedeflerdir. Amirlerim bombayı atmakta vatani bir lüzum gördükten sonra bende askerce itaatten ve verilen vazifeyi tesirli ve iyi bir surette yapmaktan başka bir düşünce olmaz.“